Türk edebiyatının tarihî seyri tetkik edildiğinde, belirli şehirlerde edebiyat ve sanat faaliyetlerinin icra edildiği muhitler oluşmuş ve bu edebî muhitlerde icra edilen faaliyetlerin belirli hamiler etrafında teşekkül ettiği görülmüştür.
Bu kitapta bize armağan olarak verilen dilin -efsanelerden, teorilere; kutsal kitaplardan filozofların düşüncelerine kadar- varoluş macerasını anlatmaya çalıştık.
Milletlerin gücü, ürettikleri kültür ve medeniyet değerlerinin varlığıyla ölçülmüştür. Bu sebeple insanlık tarihi, insanın zihni faaliyetlerde bulunma kabiliyetiyle ürettiği bilim, sanat ve kültür değerlerinin serüvenlerini, insanın kurduğu medeniyetleri ve medeniyetler arası ilişkileri anlatmaktadır.
Bu eser, Alî Emîrî Efendi tarafından tedvin edilen Nigâhî’ye ait şiirleri ihtiva etmektedir.
Hızla aynılaşan dünyada, şehirlerin; kültür, sanat ve edebiyatlarının geleceğe taşınması, sağlam bir medeniyet tasavvurunun oluşmasına katkı sağlayacaktır. Nitekim tarihî ve edebî metinler, bir milletin ait olduğu medeniyetin birinci elden yazılı kaynakları hükmündedir.
Başka yer ve zamanlara ait, insan-varlık ilişkisinin bugün yeniden derhatır edilişine tarih diyoruz. İnsanı, tabiatın diğer varlıklarından ayıran başlıca özellik de onun başka yer ve zamanlara yani tarihe ait bilgi birikimine sahip oluşudur.
Fersûde, kitap değil bir eser-i perendedir. Zîrâ, onu teşkil eyleyen parçaların her biri eyyâm-ı sabâvetimin bir zamân-ı sa'âdetini ihtâr ediyor. Fersûde mahcuptur. Çünkü güzel değildir. Lâkin o benim hayrü'l-halef bir kızımdır. Güzel olsun, çirkin olsun, ne olursa olsun severim. Mütâla'asına tenezzül gösterecek ekâbir-i üdebaya karşı 'aczimi mu'terifim.
Eğitimlerimizle Hayalindeki Mesleği Yapabilirsin!